Sek bir votkanın yalnızlığında süzülüyordu yaşamın son damlaların hüznü. Sisli bir gecenin şafak vaktini özümserken ciğerlerinden akıp giden dumanı izlersin. Geceyi terk etmek istersin fakat bilirsin aynı gündüzün gecesinde yine kendinden kaçamazsın. Şiirler dolar sessizliğinin bağ bozumuna. Yarısı içilmiş kırmızı dudak izleri taşıyan geceden kalma bir şarap kadehi kadar soğuk ve kullanılmış hissedersin kendini. Dibini görmeye kimse cesaret edememiştir, senden önce içilen kadehler senin o son shot olmana sebebiyet vermiş ilk yudumlar da verdiğin tat sonradan kusma hissine dönüşmüş ve yatağın yanındaki komodinin üstünde unutulmuşsundur. Belki de senden sonra bir prezervatif değerlenmiştir. Yakılan sigaranın eşliğinde yeniden bakılmıştır sana ve saldığın o sıcaklık için minnet duyguları hissetmiştir birileri.
Muhtemelen sana biçilen değer yalnız bir vücudun tek başına haykırdığı histerik duyguları kapatmaya yetecek kadar çok sinir krizlerine girmeden önce köşedeki bakkaldan alınacak kadar ucuzdu. Bu seni hiç bir zaman ilgilendirmedi biliyorum. Yine erken başladık bu gece kadehlerin boşluğunu saymaya lakin biraz daha umursamaya çalışsaydık hayatı diyorum, acaba mutlu birer kişilik olabilir miydik? Bazen bir şarap kadehi oluyorsun yabancı dudaklarda bazen aynadaki siluetimde görüyorum seni. Sahi ne zamandır soracağım soramıyorum kimsin sen? Ne zaman girdin hayatıma? Hangi zaman diliminde bu kadar yer ettin benliğinde ve hangi karanlığın sessizliğinde ele geçirdin benliğimi? Ateşler içinde kabuslardan uyandığım anlarda dahi sesini kulağımda duymak zorunda mıyım? Bazen bu sorular geçmiyor değil içimden. Ben sorular sorarım bazen, fazla düşünme, varlığından hiç bir zaman rahatsız olamadım ki zaten.
Bir gölgesin sen çocukluğumdan beri yakamı bir dakika olsun rahat bırakmayan ve her boşluğumda beni tutup çeviren amansız saygısız soluksuz ve hırçın bir gölge. Fırsat bulsan benim hayatımı tek başına yaşayacaksın. Her an içimden fırlamaya hazır dengesiz bir kişiliksin sen. Her nefeste bana yaşadığım hayatın manasızlığını ve sonlu birlikteliğimizi hatırlatıyorsun. Diyorsun ki "insan bir kere gelir bu haysiyeti eksik kalmış yaşama!!" Senin istediğin bir çingene itaatsizliğin de yaşama sek bir rakının mutluluğunu tatma belki de yolsuz bir göçebenin umutlarını yarınlara taşıma.. Yanlış gezegene yanlış zaman diliminde düştüğünü söylesem sana çok mu kırıcı olurum?
Benim de aşklarım oldu
Ve alabildiğine günahlarım.
Halbuki bigünah olmak istedim
Bütün ömrümce.
Rüştü Onur.. Dizelerine sağlık, bir günaha bağlılık ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi.
Yaşıyorum ortasında vazgeçilmişliğin, biz hüzün geldiğinde gitmek bilmiyor ölesiye kıskanıyor yerine yeni bir hüzün gelecek diye halbuki hiç hesaba katmıyor hayat dediğin münakaşa hep bir hüzünün aldanmasından ibaret olmaktan öteye gidemedi insanlığın bugüne kadar olan yazılı tarihinde. Ve hep isyan ediyor sürekli püskürtüyor insafsız nefesini üzerime üzerime, sanki sonunda yanmaktan bıkacakmışım gibi.
İnandığım değerlere kadeh kaldırdım bugün. Nerede kalmıştım.. Evet kadeh diyordum.. Kadeh ya, inandığım değerlere kadeh kaldırdım bugün, sonra her biri için ayrı ayrı kustum bu şehrin her biri birbirinden ayrı küstahlıklarına gebe sokaklarında. Döndüm yıldızlara baktım, her yıldıza bakışımda ayrı bir kusma hissi geldi içimden, tek başınalığın zarafetindeki her yıldız için bir kere daha sövdüm gökyüzündeki serseri karanlığa. Dalga geçen ben miydim yoksa oralardan biri daha bana sövüyor muydu? Sus demek geldi içimden, bütün karanlığına gecenin olanca gücümle bağırmak istedim. Sus demek istedim, sus ben zaten seni tanıyorum biliyorum bütün hikayelerini tattım artık dinlemek istemiyorum aynı senaryoyu başa sarıp durma artık heyecan vermiyorsun bana!! Git ve başka düşlerin hayal kırıklıklarıyla dalga geç. Benim suya düşenlerim çoktan bir nergis yaprağıyla beraber bambaşka gitarlara başka ezgilerle eşlik etmekte, sus artık bana söyleyebileceğin söylenmemiş şarkılar tükendi hiç bir beste seni çekici kalamaz ömrümün kalanında. Buraya kadar bana eşlik ettin teşekkürler, parlayıp sönen ışığın daha bir kaç gece öncesine kadar bana hüzünden ziyade umut vadediyordu ama artık sön sus ve yok ol, çekemiyorum seni hayatımın titrek, sönmeye yüz tutmuş loşluğunda.
Gerçekliğin yok oluşunun izlerini taşıyan bir piyano gibi hissediyorum kendimi. Tuşlarımdan akan ezgiler bana ait değil, birileri çalıp gidiyor sonra başkaları gelip çalmak istedikleri hayatın yansımalarını ruhuma işlemeye çalışıyordu..
Çığlık çığlığa bir yalnızlığın ,
son yudumların da kaybolan
amaçsız bir haykırışım.
Suya düşen son çiğ damlasında
dans eden bir ruhum.
Yarım kalmış bir kadehin
sessiz serzenişlerinde
olmayan bir gölge peşindeyim.
Yanmayan bir yıldızım
başını kaldırıp baktığın gökyüzünde
paylaştığın geceye,
eşlik eden bir kediyim belki de.
Son şarkına layık
sevgiliye hasretken sen,
tütünü biçim biçim sardığında
ıslak toprak kokusuyum,
ruhuna değip de geçen.
Dalları kuru,
yazdan bihaber
bir sonbahar ağacıyım.
Kadehin boşluğuna manasızca bakan ve boş gözlerle yol alan şizofrenin son serzenişlerinde buldum kendimi. Kendimi bulmam için önce kaybetmem gerekiyordu. Hayatın bana tam olarak öğrettiği buydu. Bense öğrendiklerimin üstüne ekledim ve parçalandığım noktaların arasında sıkıştım kaldım.Kimse gelip kurtarmadı, ki istese de kimse kurtaramazdı bu hayalsiz geceden ütopik hayallerimi. Varlığımın parçalanmış bütünleri arasında kalan bütün ruhlarla dans ediyorum bu gece. Gökyüzünde dolunay, kahkahasına fütursuzca şiir katıyordu ve biz o yarım kalan kırmızı rujlu kadehi yudumluyorduk.. Sessizliğin ihmal edildiği bir geceydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder